19 Şubat 2011 Cumartesi

Görelim bakalım neler varmış… (27.12.2007)

Aylardır bir heyecan ve hazırlık içerisindeyim Amerika’ya kuzene gidiyorum Pompano Beach’ e, bi kaç gün de Bahamalar’ da olucaz…
Nasıl dalarım?
Kimle dalarım?
Dalar mıyım, dalmaz mıyım?
Dalabilemez miyim?
Dalarsam köpekbalııı görer miyim?
Görersem ben naaparım, balık naapar?
Çağatay Erciyes’ in sitesinde oralarda yapılmış dalışlarla ilgili yazı ve fotoğraflar var… Key Largo, Amerika’ da dalışın başkentiymiş, kaldığımız yere çok uzak değil… Bahamalar’ da shark dive yapıyolarmış… Stuart Cove tavsiye ediliyor… Çağatay Erciyes’ e mail atıyorum, bi de Key Largo’ da daldığı merkeze… Dalış merkezinden kredi kartı numaranı ver biz teknede yerini ayırırız diye basit bi cevap geliyo J)) oldu şekerim diyorum J)))) Çağatay’ dan ses yok…
Ooofff çok heyecanlı…
Var yaaa… Şu anlatılan köpekbalıklarının beslendiği dalışı yaparsam bu kitabın son yazısı olur diyorum; benim de dalgıçlığımın üst sınırı heralde J)))
Korkmayın bütün tatili anlatmıycam J)))) Bahamalarda bikaç gün kalmayı beklerken 1 günle geri dönüyoruz, onda da dalmayı başaramıyorum L
Gemiden yazıldığım tur dalgaların çok yüksek olduğunu ve güvenli bulmadıkları için dalış turunu iptal ettiklerini söylüyor… Kızlarla öğlen gemide buluşmak üzere ayrılmıştık, bak şimdi…
Adaya çıkıp danışmaya gidiyorum ben dalmak istiyorum, lisansım var ama gemi turu bööööle böööle oldu diyorum… Başka yerler var diyolar, ben Stuart Cove diyorum, danışmadaki hatun telefon ediyor, sabah seferleri gitmiş; ancak beni öğlen 12’ de alabilirlermiş.
E şimdi ben napıcam…
Kızları bulana kadar vakit geçiyor, dalamıyorum L çok mutsuzum ama bi taraftan da adayı merak ediyorum. Neyse hem ada hem sualtı; Atlantis Otele gidiyoruz; otelin altını komple akvaryum yapmışlar… Her şey var, bi ben yokum sularda… L
Hayal kırıklığıyla döndüğüm Bahamas gezisinden 2 gün sonraya canım kuzenim ve kocası oradaki Türk popülasyonundan dalgıç olanlarla irtibat kurup bana 2 gün dalış organize etmişler…
Yaşşaasııınnn…
27 Aralık 2007 Perşembe, öğle saatlerinde Tayfun’ la birlikte Ft. Lauderdale’ e gidiyoruz. Çağatay’ la telefonda yol tarifi alarak dalış merkezini buluyoruz. Kanal kıyısında Pro Dive, önünde Coconuts diye de bi restoranı var.  Arabayı park edip, Tayfun da ben de çekingen çekingen dolanıyoruz; Çağatay gelmemiş henüz… Dalış teknesi de yok ortalarda zaten…
Sabah turuna şnorkel yapacaklar gidiyormuş; scuba dalışları öğleden sonra; her cumartesi de akşam saat 6da gece dalışı için tekne kalkıyomuş.
Çağatay (Erciyes değil yanlış anlaşılmasınJ) geldi… Tanıştık… Yanında ne var ne yok diyor… Bi tek maskem var, pembe J Tamam gidip kayıt yaptırıcaz; daha doğrusu kaydımız yani rezervasyonumuz varmış da, parasını ödiycez, malzemeleri ayarlıycaz…
Giriyoruz içeri… Ben önce şöööle bi afallıyorum J Koca bi dükkân, içinde bi sürü malzeme ve aksesuar satılık… Kasaya gidiyoruz; adımı soruyolar, sertifikamı istiyolar… Bilgisayara işliyolar… Bi form veriyolar; o hastalık, bu alerji, turp gibiyim, başıma geleceklerden ben sorumluyum, kendim ettim kendim buldum falan gibi yazıları imzalıyorum… Bi de instructor istemediğimizi, kendimiz kendimize dalacağımızı beyan ediyoruz. Tarih de atıyoruz; 31.12.2007ye kadar geçerli diye; olur da bi daa gelirsem…
Benden 2 tüp, 3mm şorti, paletler, BC, regülatör ve ağırlık kemeri+ağırlıklar dahil 101,00USD alıyolar. Eğer instructor isteseymişiz bi de ayrıca ona para ödiycekmişiz. Vay anasına deyip, arkadaki malzeme odasına geçiyoruz… File bi çanta veriyolar elime, fişi alıyolar elimden; neyin parasını ödediysem bedenimi söylüyorum getiriyolar, deniyorum tamamsa atıyoruz çantaya J Fişi tekrar bana veriyolar…
Teknenin gelmesine daha var; bişeyler atıştıralım diyoruz; ben salata isteyip, sosuna basılmış sarımsaklar yüzünden sadece böcükleri yiyip bırakıyorum; Çağatay bu arada bana bulantı ilacı içiriyor ısrarla… Beni deniz tutmaz diyorum ama burasının deniz değil okyanus olduğunu hatırlatıyor J Hesabı ödediğimizde 101 dolara yemeğin dahil olmadığını anlıyorum J… bu arada yeni badim hakkında da bilgi alıyorum tabi; onlar benim sertifikaya baktılar ya, ben de soruyorum nesin sen diye… Uzmanlık sertifikalarını çıkarıyo Çağatay J Bu arada köpekbalııı görür müyüz acaba diyorum… Şanslıysak diyor… Dizimi gösteriyorum, bir gün önce bir kısmını Amerikan asfaltında bıraktım, yaraya gelir mi ki bu köpekbalıkları J)) hani kan kokusu falan J gelmezmiş… Sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim J)))
Tekneye gidiyoruz… Binerken tekrar fişi alıyolar, listeden ismimi kontrol ediyolar ve bana 4 numara diyolar… Nassı yaniiii soran gözlerle Çağatay’ a bakıyorum; o da 5 numara… Yerler numaralıymış meğer J
Evet yaaa… Hem de atlayış numarası aynı zamanda…
Pess…
4 numaralı iki yuva var yan yana, içinde de tüpler… Çağatay hemen tüplerin havalarını kontrol ediyo, hem benimkileri, hem kendininkileri… İskeleye OK diyo… Maazallah kontrol etmeden gidersek, bi de boş çıkarsa dalamayız ya… Allah allaaahhh… Yok mu şu oturakların altında tüp? Neyse…
Çantamızı tüplerin hizasında bankın altına sürüyoruz… Ekipmanımızı hazırlayıp; kuru bölüme geçiyoruz… Havlumuzu, kuru çantamızı falan orada tutuyoruz… Tekne doluyor; kürdan gibi bi kız brifing vermeye başlıyor, kız kürdan ama ses maaşallaahhh…
Önce tekne kurallarını anlatıyo, sonra dalış yapılacak yeri… Barracuda Reef 2 dalışın da yapılacağı yer… Dalışların biri reefin bi tarafında diğeri onun biraz üstünde… Max derinlik 30ft olacakmış; max süre 60dk diyor…
Peki diyoruz… Daha doğrusu “yeeaaahhh” diye çığırıyoruz… Burda sürekli çığlık atma mecburiyeti var bi de J)))) neden anlamıyorum ama sürekli çığlık çığlığa herkes J))))
Kanalın içinden okyanusa doğru giderken, evleri ve önünde park halindeki teknelerini resimliye resimliye ilerliyoruz. Haaa bu arada ben de makine ve housinglendim sonunda J)) ama dalışta yanıma almamaya karar verdim… Zaten heyecanlıyım, şimdi bi de makineyle uğraşamıycam, etrafı seyretmeyi tercih ediyorum…
Kanaldan okyanusa çıktığımız sallantıdan belli oluyor… Tekne sanırım ilave motorlarını da çalıştırıyo… Atlantik okyanusunda ilerliyoruz; kara küçülüyor… Okyanusun orta yerine dalıcaz; ööööle koy moy yok zaten; dümdüz bi kıyı… öööle atlıycaz yaniii… open water… J)) film aklıma geliyo, bizi unutmazlar di mi diyorum, Çağatay gülüyo J)))
Elbiseleri giyin çığlığı atılınca, biz de yeeaaahhh diye cevaplıyoruz J))) giyiniyoruz, geldik… Tekne kalabalık… Paletleri de numaralı yerinde giyiyosun, ayaklarını sürüye sürüye platforma gidiyosun…
Biz sıramızı atlatıyoruz, en son atlayalım, şu hengâme bitsin diyoruz… Hafif çalkantılı sular da… Numaralı koltuğumda kendim kendime kuşanıyorum, paletlerimi giyiyorum… Sıramı bekliyorum… Görseniz ne kadar usluyum…
Atlama sırası bize geldiğinde önce Çağatay gidiyor ki arkadan ben onu taklit edeyim J))) Platformun ucuna gelmeyi başarıyorum, ayakta da durabiliyorum, hatun vanamı kontrol ediyo, ama midem bulanıyo diyemiyorum J)) tamam hazırsan atla diye çığlık atıyo; ben hazır mazır o sesden sonra atıyorum kendimi suya J))
Çok şükür sudayım, ohh beee…
Su biraz yeşil ve hafif puslu ama yapcak bişii yok J hadi diyoruz dalalım bakalım… İniyoruz aşağıya… Etraf puslu yeşil, fakat hafif hafif renkleniyo…
Eflatun tülden yelpaze gibi mercanlar salınıyorlar yani heralde mercan bunlar… Biraz sarı, biraz kırmızı tonları… O da ne simsiyah ama minik beyaz desenli yassı ve yuvarlak 2 tane kocaman balık geliyo siz de kimsiniz der gibi…
Çağatay’ a gösteriyorum heyecanla; hııı deyip kafasını çeviriyo…
Balıklaaarrr diyorum… siyah diyoruuuum… Büyük… Ne güzel…
Hııı-hıııı…
Devam ediyoruz… Bu sefer sarı siyah minik balıklarla karşılaşıyoruz, ben de yine heyecan, Çağatay yine hı-hıııı…
Pekiiii, sarıkuyruklu siyah balık üstünde de mavi benekler olsa heyecanlanır mı acaba?
Yok…
Bi ben, şuna baaak şuna baaak diye kendi kendime debeleniyorum suda…
Daaa yuvarlacık, ağzını öpecekmiş gibi uzatmış balıklar görüyorum, bazısı siyah beyaz çizgili, aynı modelin zoro gibi maskelisi de var, bi de kuyruğuna yakın yerde yalancı gözü olanı…
İsimlerini de bilmiyorum ki ben bunların…
Bizim asker balıklarına benzer ama daha kocaman gözlü kırmızı balıklar görüyorum… Sularda bi fırfır hareket ediyo, vatos heralde, 2 karış ama çok güzel gidiyo fırfırfır…
Nerdeyse her taşın altında ıstakoz var…
Evet yaa 30ftdeyiz sadece… yaniii bölü 3; 10mtlerde J)))…
Çağatay havam bitti işateri yapıyo, benimkine bakıyorum 2500psi var; nasıl olur diyorum, zaten 3000le girdik…
Haaa… Havası değiiil reef bitmiş J))) dönüyoruz…
Havamız bol, biraz da öbür tarafı gezelim diyoruz… Yanımızdan başka bi ikili geçiyo ama onların başında instructor var… Müren işaretinin aynı olduğunu işaret ettiği yerde yeşil müreni görünce anlıyorum J yauw bu yeşil olunca bizimkilerden daha vahşi gözüküyo J bi de kalın…
Papağan balıklarını güler yüzlerinden tanıyorum… Aman nasıl süslenmişler burda bi görseniz…
Rengârenk…
Elvan elvan balık heryer J)))
Mavi papağan balığı görüyorum, mavi değil de türkuaz aslında… Çok güzel yaaa…
Hafiften bi akıntı da var… Bırakıyorum kendimi, sanki bir resmin içindeyim, bekliyorum ressam şimdi hangi rengi değdirecek diye…
O tarafı da bitirmişiz… Çıkalım diyor Çağatay, bakıyorum daa 2000tane havam vaaaarrr… Hem ne kadar oldu kiiii… yaaa…
Hadiiii çıkıyoruuzz…
Tekneden uzanmış bi ip var.  Onun hizasında çıkıyoruz; yüzeye ipte sıraya girmiş diğer dalgıçların peşinde… Maskemi indiriyorum, Çağatay geri taktırıyo, burda çıkarılmıyomuş; sıra bana geldiğinde paletleri çıkarıp platforma koyuyorum, ağırlıkları almak gibi bi niyetleri yok… Merdivene yanaşıp düğümlü halatlara asıla asıla ve ağırlığımı her adımda arkaya vererek ve dizimin acısından bağırarak çıkıyorum platforma; paletlerimi koltuğumun altına kıstırıyolar; herkes çığlık attığı için acıdan bağırdığımı anlamıyolar L
Gidiyorum 4 numaralı yuvaya tüpü denk getirip oturuyorum… Soyunuyorum… Yeni tüpü bağlıyorum… Elbiseyi çıkarmaya gerek yok diyor Çağatay…
Herkes tekneye çıktığında platformda bizim kürdan hatun elindeki listeden sırayla isimleri okuyup yoklama yapıyor… Bütün liste tek tek ses verince de merdivenleri topluyo, 2.dalış noktasına doğru hareket ediyoruz…
5-10mt ya gidiyoruz ya gitmiyoruz… Geldik çığlığı atıyolar…
Kuşanıp atlıyoruz suya… Balıklar çok güzel yaaa… Renk renk… Kuyruğu sarı gövdesi siyah olan var, sonra kenarından sarı biye dönülmüş siyah olanı da var… Hani bizim denizlerde balıklar üniformayla dolaşıyomuş da burada kıyafet serbest gibi bişey…
Hani siyah üzerine beyaz benekli büyük balıklar vardı ya onlar “French Angelfish”miş. Onların bi kısmı benekli, bi kısmı çizgili olanlarından görüyorum J))
Sonra o sarı biyeli olan “rock beauty”; sarı kuyruklu, mavi benekli olan da “yellowtail damselfish” J
Hani zoro gibi olanlar vardı ya onlar da meğer “butterflyfish”mişler…  Biri “banded”, biri “spotfin” öbürü de “foureye” J
Tabii bunları ancak kıyafet alırken bulduğum balık kartından bakarak şimdi söyleyebiliyorum… Yoksa Çağatay’ a göre hepsi ya melek ya kelebek J)))
Bi de jackfish gördük, bak onu söyledi badim Allah için; galiba bizim akya türevi oluyor…
Her neyse 2. dalışta esaaasss ben bi kaç tane trompet balığı görüyorum… Ama ben hiç yakından görmemiştim bu trompet balıklarını bizim sulardakiler de böyle mi bilmiyorum, bunlar sanki denizatının açılmış hali gibi…
Bi de kaçmıyolar, istediğin kadar yakından bak… Sadece orda yokmuş gibi gözlerini devirerek bakıyolar J)))
Çok şekerler…
2.dalışımızı da bitirip yine çıkıyoruz… Yoklama yapılıyor yine… L-1 diye bağırdığında “yook” diyesim var ama “yeeaahhh” diye çığlık atıyorum J)))
Su da pek tuzlu değil ama yine de pişirmiştir heralde benim dizimi J Soyunup, bütün malzemelerimi file çantanın içinde toparlıyorum, tabii ki maskem hariç J artık daha bi yakınız J bu yaban ellerde bi tek o var yanımda bi de fenerim J)
İskeleye yanaştığımızda sadece kendi eşyalarımızı alıp, iniyoruz tekneden; gerisini onlar hallediyor…
Coconuts’ a oturup, yiycek bişeyler söylüyoruz, bi de bira içecek… Kanalda oturduğumuz iskelenin dibinde 1,5mt civarında sazan görünümlü 3 tane balık irisi dolanıyo “tarpon”muş adları… Çok büyükler yauw…
Tayfun geliyor beni almaya, önce Yase’ yi işten almış… Sohbet ediyoruz biraz, onlar da katılıyor… Tayfun da giderek merak sarıyor bu dalış işine ;)
Cumartesi gece dalışına gelmek istersen yazdıralım isimleri diyor Çağatay… Yok, cumartesi Burak ve Cemal’ le dalışa gidicekmişiz; heralde saat 6ya yetişemeyiz diyoruz…
Geldiğimden beri ilk defa şööle bi hafifledim… Neşeyle ayrılıyoruz… Heyecanla anlatıyorum ben renkleri balıkları arabada…
İşte bu gece uyurum artık şöööle derin derin…
Okyanusta 2. dalış günüm 29 Aralık Cumartesi olcak ama onu da ayrıca anlatayım da bayılmayın ;)
Sevgiyle k(d)alın…
Elvan

18 Şubat 2011 Cuma

Biz Kaş Yaptık; Gözü Çamur Çıkardı; Kaş Çamura Yattı… (17-18. Kasım.2007)

Allahım bu yağmur çamur ve fırtına hafta sonu güneşe dönüşür mü acabaaaa…? Bu kadar heves kursağımızda kalmaz di miiiiii?
Hafta sonu hava açacak, Aylinim badimle pek bi mutlu ve de mes’uduz… Yaşasın Kaş’ a gidiyoruz derken Aylin önce grip oldu… İlaçlar, portakallar, limonlar derken son gün büyükbabası daha derinlere dalmaya karar verdiği için onun yanında olması gerekti…
Sonuçta biz tam olarak 20 dalgıç+2 anne+1 annaaane+1 bebiş+2 şoför koyulduk yola…
Otobüse bindiğimizde otobanda vereceğimiz molaya, çaylara ve ısırganlı böreklere endekslenmiştik bile :)) fakat acı bir sürpriz bizi bekliyordu…
Mehmet Hocayı ve arkasında ellerimizde poşetlerle bizi görür görmez adamlar dışardan yiyecek getirmek yasak deyip bizi geri çevirdiler :))) son geldiğimizden bu yana bir takım yasaklar oluşmuş :)) ama olsundu bizi kimse böreklerimizi yemekten alıkoyamazdı, geç olsundu güç olmasındı :)) sonuçta başka bir mola yerinde muradımıza erdik ;)
Bu arada arabamızda TV var… Kaynağı belli olmayan bi de film… Beni tanıyanlar ne kadar korku ve gerilim filmi sevdiğimi bilirler :))) filmin adı Hayalet Gemi…ıııııığğğğğ…… Seyrettik ama ben gerilirken Volkan ve Cem pek eğlendiler :))) Bana gerilim onlara komedi filmi oldu :))) anlıycaanız…
Film bitip de uyku vakti geldiğinde biz koltuklarda uygun uyku hallerine girmeye çalışırken Cem koridora matını attı ve dümdüz uyuyan tek kişi olarak Kaş’ a vardı :)
Sabah saat 08.00de otele varıp, odalara yerleşip, üstümüzü değişip, kahvaltıya koştuk… Sonra bizi bekleyen dalış merkezi Naturablue ile limanda buluştuk…
Hava nasıl güzel… Yaza inat…
ohhhhooohhhh…
Genç eğitmen Ufuk karşılıyor bizi, bir de Yusuf Hoca var o da sahipmiş. Bana tanıdık geliyor sanki :) Sohbet etmeye başlıyoruz. 2001de gelmiştim ben en son Kaş’ a… O zaman da ilk defa sualtı ile tanışmış, discovery dalışı yapmıştım…
“Siz miydiniz acaba bir yamaç paraşütüne bir dalış bedava veren?”
Yusuf Hoca gülüyor, “evet bizdik…”
Ben galiba ilk defa sizinle daldım diyorum :))) olabilir diyor, o tarihte 2 şirket vardı bu promosyonu yapan :)))
Mehmet Hocamcııııııımmmm… Koluna ilk yapıştığım hocayı bulduuuuum… :))))))
İlk dalışlarımı bildiğinize göre discoveryi tahmin edersiniz heralde :)))))))))))) şimdi bi de onu anlattırmayın bana :)))))
Yusuf Hoca pek seviniyor bu işe devam ettiğime :))) diğer hocalarım aynı fikirde mi sorarız bi ara ;)
Ekipmanlarımızı hazırlıyoruz, eksiklerimizi söylüyoruz, merkezden getiriyolar… Ve yola koyuluyoruz…
Aylin’ in dublörü olarak Volkan’ la anlaşıyorum :) Hazırlıklarımızı yapıp, ilk dalış noktasına varmayı bekliyoruz.
Bu arada 3 grup oluyoruz; liderler Mehmet Hoca, Erdinç Hoca ve Doruk…
Biz kızlar kulübü olarak Mehmet Hocayla birlikteyiz… Şüko-Lalehan; Deniz- Benal; ben- Aylin’ in yerine de Volkan…
Flaying Fish… Eskiden burda çokca uçan balık görülürmüş, şimdilerde yok demek ki :) atlayan ipe tutunsun diyor hoca… atlayınca başka şansının olmadığını anlıyorsun :) teknenin yan tarafında da devam eden ipten zincire kadar gidip, zinciri hiç bırakmadan dibe doğru iniyoruz… Allahım bu ne yauw… İpe asılmış çamaşır gibi… zincir bitti… kayalara yapış… herkes gelince yola koyuluyoruz… yüzerliğimi ayarlayıp gideyim diyorum… ama yan yan da gidilmiyo ki… yapışıyorum dibe, askerde alçak sürünme dedikleri şeyi yapıyoruz … :)))) off allahım komando eğitimine mi geldik… 28 dakikada 60 barla çıkıyorum, olcak şey değil… Biz Kaş' da değil de Eğirdir' de miyiz neyiz? Bu arada 38mtlere inmişiz, ama ne vardı derseniz? Akıntııııııı…… derim :)))) Ben buranın adının “flaying diver” olarak değiştirilmesini öneriyorum :)
Çıkınca Mehmet Hocamcım afferim grup diyor, dağılmadan, uçmadan kaçmadan çıktınız… Eheheheee… Seviniyoruz da bi parça yorulmuşuz sanki :)) güneş de var ya, hemen uyku moduna geçiyoruz…
Bu arada Kaş’ ın alışkanlıklarını biraz değiştirip, yanımıza yiyecek bişeyler alıyoruz, öğlen karaya dönmeden 2. dalışı da yapalım istiyoruz.
Yemeklerimizi yerken, ilerdeki kayalıkların dibinde siyah bi kafa beliriyor…
Fok… Fooooook…
Doruk atlıyor, o tarafa doğru yüzüyor… Mehmet Hoca tekneden yönlendiriyor, sağ yap, sol yap :))))
kaçmıyo da kerata ·:) yoksa badem mi?
Doruk yanına varıyor… Volkan’ ın ve Mehmet Hocanın fotoğraf makineleri sürekli çalışıyor :)…
Doruk siyah kafayı eline alıp sallıyor :)))))))))))
torbaymııııııışşşşşşş……
2.dalış noktası meşhur Kanyon…
Burada da akıntı var ama sabah ki kadar ağır değil :) Aynı ekip iniyoruz aşağıya…
Sol tarafımızda kayalıklar var, teras gibi, dümdüz… Ama o köşeyi dönüyoruz… Bizim Ayrıktaşın dibine kadar ayrıldığını düşünün… İşte öööle bi yer… Ben ne tarafa bakacağımı şaşırmış, gözlerimi dört açmış döne döne inerken, Volkan bana yukarı bak diye işaret ediyor…
Bakıyorum daaaaaa… Of ki ne ooff… Dağcı olsan böyle manzara göremezsin…
İniyoruz aşağı… Evet evet hala iniyoruz… Yarığın altında bi giriş var… Mehmet hoca kızlarla oraya gidiyor… Biz de arkasındayız… Ben girişte bi orfoz görüyorum kayanın altında… Bizi kesiyo :))) Volkana gösteriyorum…
Bu arada Mehmet Hoca gelin diyor… Tam ben o tarafa doğru hareketlenmişken onların geri döndüğünü görüyorum ama orayı da merak ettiğim için bakmaya gidiyorum… Bekliyorum Volkan da gelsin de birlikte girelim diye… Ama o hala orfozla oynaşta… Biraz biraz giriyorum ama fenerimin ışığı yetmiyor, vazgeçip geri dönüyorum…
Çıkınca Şüko’ dan öğreniyorum ki balina kadar orfoz varmış içerde :))))))))) Heralde karanlıkta karıştırdı :)))))))
Batığı görüyoruz dışarıda yukarda olan kısmı kızartma sosis gibi pörtlemiş, alt tarafına inmiyoruz… Manzaralar süper… Burası da tek dalışlık değil… Tekrarlamak lazım :) biz 30mt.den 33 dakikada çıkıyoruz dışarı; bu sefer akıntı yok ya daha az yakmışım 80 barla çıkıyorum. 80 bar kaç psi ediyo hadi bakalım :))))
Blok dalış programını başarıyla tamamlayıp saat 3 gibi karaya ayak basıyoruz, ve iş bölümü yapıp gruplara ayrılıyoruz :) akşam yemeği organizasyonu grubu Kerim rehberliğinde, pazarlıkda Bercis ve Şüko olmak üzere başlıyoruz Kaş’ ı arşınlamaya… 3-4 yerden sonra en son en pahalı olduğunu düşündüğümüz Mercan Restorandan en ekonomik anlaşmayla ve de bahçede bir direğin etrafına U masa düzeninde anlaşarak ayrılıyoruz… Direk neden diye merak eden yoktur heralde… E Cem Hoca bizimle birlikte ya :))))
Biz kahve keyfi yapmak ve gün batımını seyretmek için ayrılıyoruz… Ama Kaş sokaklarını boş bırakmıycaz tabii… Biz güneşi batırıp otele dönerken duşlarını almış hazırlanmış arkadaşlara devrediyoruz… Akşam yemeği için ise 7.30- 8.00 gibi buluşalım diyoruz :)
Oda arkadaşım Lale’yle biz hazırlanıp çıkana kadar bütün ekip “old house” diye çok şirin bi barda buluşmuş… Çınarın altında üstünde koca bi bacayla ortada bi mangal etrafını sarmışlar muhabbet gırla… biz de grubu tamamlayınca 2 adım geri gidip, Mercan Restorana varıyoruz.
Hava biraz ısırmaya başladığından içeride oturmaya karar verip, masa yerleşimi esnasında garsonları hayatlarından bezdirip sonunda upuzuuuuuuuuuun masamıza oturuyoruz :)
Mezeler, salatalar, rakılar derken dışarıda bi patırtı kopuyor. Sokakta kavga var…
E yani çok ciddiye almıyoruz, olabilir…
Kalamar ve karidesler… mmmm… karides süpeeerrr…
Adamın başına odunla vurdular… Koşuşturma başladı… Sahil güvenlikten birisi elinde tüfekle geri geldi… Ben onu görüyorum bi tek…
bi el silah sesi…
noluyo yaaa…
bi karides, bi fırt rakı…
yere yatııııınnn…
2 el daha…
yat yere yat… kalkmadan binanın iç tarafına doğru ilerleyin…
noluyo yaaa…
alçak sürünme hadiiiiii…
Bizim grup? Herkes OK…
Cem yaralı askere ilk yardıma koşmuş…
Sonunda polis, jandarma ve ambulans geliyor. Kötü adamlar yakalanıyor…
Biz en yakın görgü tanıkları olarak ifade vereceğiz… Ama abi yaa ifadeyi burda versek olmaz mı? Yani yemekten sonra alkollü olcaz ya, ama olay anında değildik vallaaaa… :))))
Olayın tamamını aktarmayalım nede olsa adalete sevk olmuş bir dava :)
Ama bizim sabah ki sualtında yaptığımız alçak sürünme tatbikatının, aslında karada da ne kadar faydalı olduğunu… Neden komando eğitimi almış olduğumuzu anlıyoruz :)) sabah eğitim, akşam canlı uygulama :)))))))))… Şaka bi tarafa takım olmak böyle bişey demek ki… Takım lideri de işte böyle olunur… Mehmet Hoca YAT dedi, 25 kişi aynı anda yerdeydik… Bir kere daha doğru bir topluluk içinde olduğum için şükrediyorum :)
Neyse…
Bu travmatik ve trajik olaydan sonra Julian’ in daha önceden istediğimiz müziği çalmak üzere ayarladığı adını bilemediğimiz bi bara geçiyoruz… Gençlik de bizimle birlikte, fakat onlar bizi sadece şaşkın bakışlarla inceliyolar :))))) Biz ise dans edip eğleniyoruz :))) Bardan sonra biraz da yıldız kaydırıp dönüyoruz otelimize :)
Sabah 8de ayaktayız… Kahvaltıdan sonra yine yiyeceklerimizi alıp, tekneye gidiyoruz… Bugün hava gri…
İlk dalış noktamız Oasis… Vaha demekmiş… Hakikaten de öyle… çölde giderken çeşitli vahalar çıkıyor karşınıza :) bir grup amfora… sonra bir yanık, batık dalış teknesi… dümdüz bir alan… Kumluğa saplanmış bi sürü pina var… bazılarının içi boş… balıklar yerleşmiş :)) amforalar muhteşem… hem de hepsi orijinalmiş : çok güzeller yaaa… Yaa buralara bi daha gelmek lazım, bi daha… uzun uzun gezmek lazım… bu dalışta kaplumbağa görme ihtimalimiz varmış :) yaşasııın… kaplumbağa değil ama rodeo görüyoruz :))))) Bu süper dalış 44dk. Sürüyor, derinliğimiz 27mt. Çıkışta benim havam 70bar. E o kadar akşam trafiğine fena değil ne dersiniz?
Çıkınca kaplumbağa görmedik yaaaa… diyorum. Volkan sen de çok şey istiyosun diyo. Müren, laos, orfoz ve bi sürüsü daha… yaa neden çok şey olsun kiii… görebilirsiniz demişlerdiii… ama müren var yaaa… biz onu gördük diye çok şaşırdı :))))))
2.dalışı Fenerde yapıcaz… Çipura çiftliklerinin dibi :))
Bu sefer tarih yazıp, suya ilk ben atlıyorum bizim gruptan… Çünkü hava 19 derece, su 22 :)))
İniyoruz aşağı… Dere tepe düz gidiyoruz… Bugün Oğuzhan ve Gürel; Başak ve Ayhan Bey de bizim gruba transfer oldular… biz Aylin badimin dublörü Volkanla en arkadayız… Gruptan çok da kopmadan ama arkadan gidiyoruz ki öndekilerin ürküttükleri sonradan çıksın da biz de görelim :) Bu arada Başak tek başına bizim yanımızda… badin nerde diyorum. İleride diyor… Bizimle birlikte dolaşıyor… Badisini işaret ediyorum… ahh afacan kız… Tamam grup halindeyiz ve güvendeyiz ama… Dalış bu… Ne olursa olsun emniyeti elden bırakmamak lazım…
Açıkta bi müren… Sürüsüne bereket laos, barbun… Göremediğimiz zavallı humuhumunukunuku-apuaa. Yani çütre, diğer adı domuz balığı… Adını bilemediğimiz ve Volkanın hala kitaptan bakıp da bilgi vermediği sempatik balıklar… Manzaralar… Taşlar kayalar derken… Osmanlı batığına varmadan birisi korna çalıyo :) ben kafamı döndürünce bi de ne göreyiiiiiiiimmmmmmm……
Kaplumbaaaaaa…
Evet yaa… hani çok şey istiyoduuum… baaak gördük işteeee… Volkanla koşar adım gidiyoruz olay mahalline doğru :)))
off yaa çok güzeeeellll…
Ama o da ne ordan dönüp bize doğru geliyor… Hem de ne gelmek zıpkın sanki… Ben Volkana yanaşıyorum tabi… Ama ağzını açışını görseniz neden hedef küçülttüğümü anlardınız :)))) ama çok güzel yaaa… kaplumbaaa ömrü hayatımda görmedim bööööle dalgıç sürüsü mü dedi ne dedi bilmiyorum ama bizi mest edip, Kaş’ ın son sürprizi olarak döndü arkasını gitti :)))
Biz de çıkıyoruz 43dakikalık, 23 metrelik dalışımızdan… e bende tüpün yarısı duruyooo bi de batığa mı gitseydik kiiiii…….
Yüzeye çıktık, yağmur çişeliyor… Artık kurumak istiyorum… Sıcak istiyorum… Çay süper oldu bak… Kuruları da çektik… Kıyıya vardığımızda çisenti biraz arttı… Odadan eşyaları toplayıp indiğimizdeyse artık yağmur yağıyordu…
otelden ayrılırken ise “git özlet kendini yine gel, geleceksin diye söööööz veeeeeerrrr” diye bi şarkı çalıyordu…
Söz bi daha gelicez… Kaş da bizi özler ama haaaa… :))))

Dönüş yolu… Kaputaştaki çamur ve sel manzarası molası ile başlayıp, kalan bilumum yiyecek ve içeceklerin tüketilmesiyle devam edip, Muğla çıkışında Kerim’ in süper tandırcısındaki muhteşem moladan sonra başladığı yerde bitti… Biz çok güldük eğledik… Ama hepsini anlatırsam bize bişi kalmaz ki ;)
Sonuçta size Kaş’ tan hatıra olarak biz geri geldik :)))))
Sevgiyle k(d)alın…
Elvan

16 Şubat 2011 Çarşamba

… :) (28.Ekim.2007)

Yine uzadı arası… İskorpitleri rüyamda görmeye başladım J)) Hadi Aylinim badim gidelim dalalım J
Ben Pazartesi tatilim, Aylin değil…
Aylin cumartesiden Çeşme’ ye gidiyor, ben Pazar sabahı…
Teknede buluşuyoruz… Tolgaların hem küçüğü hem haribosu var. Karaburun’ da birlikte dalış yaptığımız Tarkan var. Bizim ekip saat ayarlarının gününü şaşırmış 1 saat kadar erken gelmiş J)) yeni bir doktorumuz olmuş bu arada göğüs hastalıkları uzmanıymış, önce bi heyecanlanıyoruz ama sonra ciğerlerle alakalı olduğunu hatırlayıp nasılsa sigara da içmediğimiz için konuyu çabuk kapatıyoruz J))) ama şu su altı arkeolocik park projesi bayaaa bi konuşuluyor J Oğuzhan, Hamdi ve Gürel de geliyorlar…
Yola çıkıyoruz…
Nereye?
Bilmem derken, fondaki gerilimli müziğe uygun gülümsüyor Erdinç J)) Sanırım korkunç bir gün olacak J))))
Ayrıktaş’ a gidiyoruz…
Malzemelerimizi falan erkenden hazırladığımız için rahatız… Ama keşke Aylin’ in getirdiği kurabiyelerden fazla yemeseydik… Kemeri takınca fark ediyorum J
Doruk ve küçük Tolga ile birlikte Başak, Seda, Alp, Tarkan, Aylin ve ben dalıcaz… Liderimiz dalışımızı anlatıyor…
Ve dökülüyoruz suya…
Görüş bulanık… Bulanık bir mavinin içinde nereye kadar gideriz ki deyip, biraz kıyıya yaklaşıyoruz… Artık hepimiz rahatız, hadi bakalım inelim, görelim J
Aşağıya doğru ilerliyoruz J ben yüzerliğimi ayarlamakta sıkıntı yaşıyorum nedense… Acaba BCde mi bi problem var?… Allah Allah… Neyse… Ben kulaklarımı dengelemeye uğraşa uğraşa aşağı sallanırken yanımdan uçarak Alp geçiyor J paraşütle atlamış gibi J)) derinlerde dolaşıyoruz… 37metrelerden çıkışa geçtiğimizde, o güzel dağlık bölgede asılı kalmış bir balık sürüsü görüyoruz, sonra aynı türün başka bir sürüsünü de ilerde bir kayanın etrafında toplantı halinde yakalıyoruz… Kopez, goppez hangisini dilerseniz artık J
Doruk havamızı soruyor, Aylin’ le dersini çalışmamış haylaz öğrenciler gibi birbirimize bakıyoruz J)))
Şimdiii…
Havamız var tamam mııı?
Ama yüz bardan fazla… Ama kaç bar bilemiyoruz… Ama fakat psi olarak söylemek de biraz abartı olacak gibi J))))
Doruk, sıkıntımızın farkında J 100+ işaret edip OKleşiyoruz kısaca J))))
Etraf yine çok güzel yaa… Bazı yerler var ki kaç kere dalarsanız dalın her seferinde yeni bi yer gibi algılanıyor… Ayrıktaş da benim için öyle… Sadece ayrıktan geçtikten sonra bir kulak dengeleme sıkıntısı olabiliyor J bugünkü gibi meselaaa…
Dönüşteyiz… Şaka maka suya gireli epey olmuş, ben biyolojik saatimle 30-40dk olduğunu tahmin ediyorum… Teknenin dibindeyiz… Doruk havayı soruyor… Daha havalar 1500 (100bar) hadi devam diyor… Ben “yok ben çıkiiim” diyorum J “neden?” diyor… Anlatmaya çalışıyorum… Aylin’ e söylüyorum sen devam et, ben çıkıyorum diye… En sonunda harflerle anlaşıyoruz ;) benim için dalış bitiyor… Aceleyle tekneye çıkıp, telaşla üstümü değişiyorum J))) Mehmet Hoca “ehh gideli epey oldu” diyor J 40 dkdır sudaymışız meğer…
Öğlen yemekte soslu makarna var J)) herkes çıkıp kurularını çektikten sonra sohbet muhabbet yemeğimizi yiyoruz… Bu arada Koçluoğlu da bizimle aynı yerde… Aklımıza slip şortili dalgıç geliyor, bakınıyoruz yok J)) Basınç altındaki slip şorti davranışlarını düşünürken ortadan ikiye bölünme tehlikesine karşı bazı tip mayolarla dalınmaması gerekliliğini keşfediyoruz J)))))))……
Bu arada hava nasıl biliyor musunuz?
Hani bööööle ayna yüzeyi olur ya… Dümdüz… Deniz öyle düz… Hava parçalı bulutlu olduğu için de denizin rengi de tam ayna gibi gri, parlak… Etrafta bizden başka kimse yok, yani ses de yok… Tekne yağın üstünde kayar gibi gidiyor… fssss… Film sahnesi olsa bu kadar huzur ürkütücü olur ve sonra ne olacak acaba diye heyecanla beklersiniz J)))
Ve esas olayın olacağı sahneye geldik J))
2. dalış Monem’ de…
Bu sefer 2 gruptan da dalmayanlar var, onun için birleşip Voltran’ ı oluşturuyoruz ve Erdinç’ in liderliğinde dalıyoruz…
Başlıyoruz Monem’ i tavaf etmeye…
a-aahh… Aylin bana ben Aylin’ e gösteriyoruz… Hani benekli lapin var ya… İşte ooo… J Hamdi ve Oğuzhan ikilisi fotoğrafını çekecek, biz devam ediyoruz…
Pervanenin oradan dönüyoruz… Biraz yükselerek ilerliyoruz… Bu arada ben ilk defa alt koridorlarından içerisine bakıyorum… İçerde kimse yok gibi J))
Bi yerlerden ördek sesi geliyor… Yukarı bakıyorum, sağa bakıyorum, sola bakıyorum… Bir de arkama bakıyorum kiiiiiii……
Bunlar onlar mı?
Akyalar bunlar mıııı?
Hemen o tarafa doğru ekip halinde Monem’ i terk ediyoruz… Biz yetişene kadar Akyalar uzaklaşıyor ama vazgeçmiyoruz…
En sonunda Aylin, ben, Oğuzhan, Hamdi ve Gürel sürünün ortasında kalıyoruz… Ellerinde fotoğraf makineleri çılgınlar gibi çekiyolar… “Bizi de… Bizi de…” diyoruz ama… Ne fayda… Burnumuzun dibindeki akyalarla poz veremeden; daha doğrusu biz birlikte poz veriyoruz da fotoğraflanamadan dönüyoruz J)))
Bir ördek sesi bizi çağırıyor ama biz akyaların ortasından ayrılamıyoruz… Acaba etrafımızda dönerek bizi hipnotize mi ediyorlar J)))
Sonunda dönmeye karar verip toparlanıyoruz… Monem gözükmüyor… nanananaaaa… Küçük Tolga bizi bekliyor biraz ilerde…
Tekrar Monem’ in etrafında toparlanıp turumuzu kaldığımız yerden tamamlıyoruz… Akıntı bizi biraz uçuruyor ama çok zevkli… Minik bi karabaşı yakalıyorum, korkuluk borularından birinin içinde, Gürel de fotoğraflıyor… Artık ben de minişleri görmeye alıştım J))
Bi de kocaman bi papağan görüyoruz Aylin’ le… Erdinç’ e göstermek isterken gidiyor, Erdinç ne diye sorduğunda nasıl anlatıcaz? Kanat çırpıyorum, ama küçük kanatlardan J)))) Çıkınca kanat çırpmanın vatoz demek olduğunu söylüyor; haaa ama ben küçük küçük çırptıııım diye savunuyorum anlatımımı J)))) e ne kabak çekirdeği çitleyen kuş diye mi anlatıcam, o daha zor yauw J)))
Erdinç’ in komutuyla tekneye doğru yollanıyoruz, çıkıyoruz yüzeye… Ağırlıkları ver, paletleri ver… Merdivenlerden çıkarken biraz zorlanıyorum… E yine tüpün yarısını geri geri getirmişim J)) Bi de bişey beni çekiyo sanki… Mehmet Hoca çözüyor olayı; daha doğrusu düğümü J))) ipe dolanıp fiyonkum eksik hediye paketi şeklinde çıkmışım da tekneye…
Kurulandıktan sonra geçiyoruz ön tarafa, alıyoruz kahveleri çayları… Aylin heykeltıraş bi arkadaşıyla şu bizim projeyi konuşuyor… Sanatçı işte, heykellerinin su altında olması onu çok heyecanlandırıyor J Bu hafta bu konuyu biraz çalışalım diyoruz… Biz muhabbete koyulmuşken bir telefon geliyor… Belli değil şimdilik ama 7mtlik bir heykelimiz olacak belki de… Biz de heyecanlanıyoruz birden…
Teknede artık bi sürü kaptan olduğu için Erdinç ve Mehmet Hoca rahatça sohbete katılıyolar J) cümbür cemaat kakara kikiri sohbet muhabbet önümüzdeki hafta için içimizi heyecan, istek ve bol huzurla doldurup kıyıya yanaşıyoruz J
Sevgiyle k(d)alın…
Elvan